İnsan nankördür hangi ayet ?

Ahmet

New member
İnsan Nankördür! Hangi Ayette Geçiyor?

Herkese merhaba! Bugün, çok klasik ama bir o kadar da insanın içinde derin izler bırakan bir konuya değineceğiz: İnsan nankördür! Ama öyle basit bir şekilde değil, biraz mizahi bir açıdan bakalım, ne dersiniz? Hani, bazen hayatta yapılan tüm iyiliklere rağmen bir insanın "Ne yaptınız ki?" tarzı soğuk bir bakışı vardır ya, işte bu durum tam olarak bizim konumuzun can alıcı noktası!

O zaman şimdi, "İnsan nankördür" ifadesinin ne kadar derin bir anlam taşıdığına bakalım, çünkü bu ifade, sadece insan ilişkilerinde değil, aslında kelimeye, tarihe, hatta kutsal kitaplara kadar varan bir arka plana sahip. Ve tabii ki, bu ifadeyi biraz daha eğlenceli, hatta düşündürücü bir açıdan ele alacağız.

İnsan Nankördür diyen Ayet: Kim demişti?

Peki, "İnsan nankördür" cümlesinin kökeni nerede? Bu soru kulağa basit gelebilir ama bazen her şeyin derinlerinde bir cevabın saklı olduğunu unuturuz. Bu ifadeyi ilk kez Kur'an’da görebiliyoruz. Hatta çok açık ve net bir şekilde, İnsan, nankörlük yapmaya meyilli bir varlık olarak tanımlanır. İbrahim Suresi, 14:34 ayetinde şöyle denir:

"Ve size her ne verirseniz, Allah onu verir. Sonra yine de O'na nankörlük eder ve çokları da öyledir."

Yani işte, aslında burada çok derin bir anlam yatıyor. Nankörlük, insanın yaradılışında var olan bir özellik olabilir mi? Yoksa bu özellik, zaman içinde çevresel faktörlerle mi şekillenir? İslam'daki bu bakış açısına göre, nankörlük, kişinin özünde bulunan bir zaaftır, aynı zamanda ilahi bir öğreti olarak insanlara verilmiştir. Bir nevi, insanın hayatındaki sürekli mücadelelerin ve zorlukların bir yansıması.

Erkekler Çözüm Odaklıdır, Kadınlar Empatik – Peki Nankörlük?

Diyelim ki, "İnsan nankördür" cümlesini, bir erkekle veya bir kadınla tartışıyorsunuz. İşte o zaman çok ilginç bir şekilde her iki tarafın bakış açıları da değişiyor. Mesela, erkeklerin çoğu daha çözüm odaklıdır. "Nankörlük mü? Tamam, çözüm önerim şu: Yapılan iyiliklerin daha somut hale gelmesi gerek!" şeklinde düşünüyor olabilirler. Yani, iyilik karşısında sonuçlar ve net faydalar görmek isterler.

Kadınlar ise, genellikle daha empatik ve ilişki odaklıdırlar. "Evet, insanlar nankördür, ama nankörlük aslında bir kırıklık ve duygusal boşluk değil mi?" derler. Kadınlar, birine yardım ettiklerinde, yalnızca fayda sağlamakla kalmaz, aynı zamanda duygusal bir bağ kurmayı da isterler. Bu bağ kurulduğunda, o iyiliğin karşılıksız kalması daha acı verici olabilir. Nankörlük, burada yalnızca bir sonuç değil, bir ilişkinin zedelenmesidir.

Bununla birlikte, her iki bakış açısını da göz önünde bulundurmak lazım. Erkeklerin sonuç odaklı bakış açısı da, nankörlük gibi durumlarla başa çıkabilmek için daha "stratejik" bir çözüm geliştirebilirken, kadınların empatik bakış açısı ise daha çok, bu tür davranışların duygusal etkilerini derinlemesine sorguluyor. İkisi de kendi içinde geçerli ve bir o kadar da önemli!

Nankörlük Kültürümüzün Bir Parçası Mı?

Gelelim toplum olarak nankörlüğe nasıl baktığımıza... Nankörlük, bazen sadece bir kelime olmaktan çıkıp kültürel bir duruma dönüşebiliyor. Bu, bireysel ilişkilerde olduğu kadar, sosyal yapılarımızda da kendini gösteriyor. Mesela, başkalarının yardımlarını küçümseme ya da onları "çözüme" dönüştürmeme, toplumda ne yazık ki sıkça karşılaşılan bir durum.

Birçok kültürde "şükretmek" öğreti olarak çok değerli bir yere sahiptir, ancak şükretmeme, nankörlükle ilişkilendirildiğinde, bu ikisi arasındaki dengeyi de kaçırmak kolaylaşır. Bu da aslında, sadece duygusal değil, ekonomik ve toplumsal seviyede de nankörlüğün kök saldığı anlamına gelebilir. Örneğin, hükümetlerin halkına yaptığı yardımların ya da büyük şirketlerin çalışanlarına sunduğu imkanların bazen karşılıksız kalması, nankörlükle özdeşleştirilebilir.

Nankörlükle Başa Çıkmanın Yolları: Empati, Şükür ve Duygusal Bağlar

Nankörlükle başa çıkmanın bir yolu var mı? Elbette, ama bunu yaparken çözüm odaklı ve empatik olmak arasındaki dengeyi kurmamız gerek. Örneğin, birine yardım ettiğinizde, sonucunun ne olacağına bakmak yerine, sadece onu yapmış olmanın kendisini anlamlandırmak çok daha sağlıklı olabilir.

Duygusal bağ kurmanın gücü de bu noktada ortaya çıkar. Yardımlar sadece bir iyilik yapma faaliyeti olarak değil, insanların birbirine duyduğu güveni artıran, empatiyi ve anlayışı geliştiren bir eylem olarak ele alındığında, nankörlük daha az sorun yaratacaktır. Empati, hem erkekler hem de kadınlar için farklı yollarla işlese de, her ikisi de nankörlüğün zararlarını daha derinlemesine hissedebilir.

Sonuçta, insan nankördür diyorsak, belki de bu, doğamızın bir parçası. Ancak bu durum, aynı zamanda bir öğrenme fırsatıdır. Çünkü nankörlük karşısında daha empatik, daha anlayışlı ve daha çözüme odaklı olabiliriz. Belki de nankörlük, sadece bir sorun değil, onun üstesinden gelmek için gösterdiğimiz çaba da bir anlam taşır.

Şimdi, sizin görüşleriniz ne? Nankörlük toplumumuzun gerçekten ayrılmaz bir parçası mı, yoksa bizim bu olguyu zaman içinde oluşturduğumuz bir kalıp mı? Yorumlarınızı bekliyorum!