Fatih Camii'nin altında ne var ?

Beyza

New member
Fatih Camii’nin Altında Ne Var? Sarnıç, Bizans Mirası ve “Gizli Hazine” Anlatısının Eleştirisi

Fatih Camii’nin Altında Ne Var? İlk Bakışta “Gizem”, Yakından Bakınca Çok Katmanlı Bir Tarih

Fatih Camii’nin altında ne olduğunu ilk kez araştırmaya başladığımda, internette karşıma çıkan “gizli sarnıç”, “yeraltındaki hazine” ve “Yerebatan Sarnıcı’ndan bile büyük yapı” gibi ifadeler ister istemez merak uyandırdı. Fakat konuyu biraz derinleştirdikçe benim için asıl ilginç olan şey, yerin altında gerçekten ne bulunduğundan çok, bu yapı hakkında bildiklerimizle bilmediklerimizin birbirine nasıl karıştırıldığı oldu.

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: “Fatih Camii’nin altında devasa bir gizli şehir var” demek başka, Fatih Külliyesi’nin altında Bizans dönemine kadar uzanan önemli bir sarnıcın bulunduğunu söylemek başka. İkincisi belgelerle desteklenebilen bir bilgi. Birincisi ise mevcut kanıtların çok ötesine geçen bir yorum.

Üstelik Fatih Camii’nin bulunduğu alan, İstanbul’un tarihsel açıdan en yoğun katmanlaşmış bölgelerinden biri. Bugünkü cami ve külliye, Bizans döneminde burada bulunan Havariyyun Kilisesi’nin bulunduğu tarihsel çevreyle doğrudan ilişkili. Dolayısıyla yeraltında karşılaşılması şaşırtıcı olmayan şey, fantastik bir “gizli hazine”den ziyade farklı dönemlerin altyapı ve yapı kalıntılarıdır.

Asıl Somut Yapı: Karadeniz Medresesi Sarnıcı

Fatih Camii ile ilişkilendirilen en dikkat çekici yeraltı yapılarından biri Karadeniz Medresesi Sarnıcı’dır. Buradaki isimlendirme bile konuyu anlamak açısından önemli. Sarnıç, doğrudan caminin ibadet mekânının tam altında bulunan bir “gizli oda” şeklinde düşünülmemeli. Kaynaklarda yapının Fatih Külliyesi’nin Haliç tarafındaki bölümünde, medreseler ve cami avlusu yönünde uzanan bir yeraltı yapısı olduğu belirtiliyor.

Anadolu Ajansı’nın 2023 tarihli haberinde Vakıflar İstanbul 1. Bölge Müdürlüğü yetkilisinin verdiği bilgilere göre sarnıç yaklaşık 51 metre uzunluğunda ve 35 metre genişliğinde; 43 sütunla taşınıyor. Yapının Fatih Camii avlusunun kuzeybatısına doğru uzandığı ifade ediliyor.

Daha eski araştırmalar da bu yapıya ışık tutuyor. 1939 yılında Ali Saim Ülgen ve Halim Baki Kunter tarafından yapılan incelemelerde sarnıçta moloz, ağaç kökleri ve kötü havalandırma koşulları tespit edilmiş. Araştırmacılar, sarnıcın mimari özelliklerinden hareketle Bizans dönemine ait olabileceğini değerlendirmişler. Hatta 1939 tarihli araştırmada, sarnıcın büyük bir yapının atriumunun altında bulunmuş olabileceği ve Havariyyun Kilisesi ile bağlantısının araştırılması gerektiği düşüncesi ortaya konmuş. Ancak burada özellikle “tahmin” kelimesinin altını çizmek gerekiyor. Bu bağlantı, kesinleşmiş bir arkeolojik gerçek gibi sunulmamalı.

Bu ayrım bence konunun en önemli noktalarından biri.

Peki Sarnıç Neden Yapılmıştı?

Bizans İstanbul’unda su depolama yapıları olağanüstü önemliydi. Şehirde hem doğal kaynakların sınırlılığı hem de büyük nüfusun su ihtiyacı nedeniyle sarnıçlar geniş bir altyapı sisteminin parçasıydı. Bugün Yerebatan Sarnıcı gibi dünyaca tanınan örnekler bu sistemin yalnızca en görünür kısmını temsil ediyor.

TDV İslâm Ansiklopedisi de İstanbul’da çok sayıda sarnıç bulunduğunu ve Fatih Camii’nin doğusundaki medrese yapılarının altında da büyük bir Bizans sarnıcının yer aldığını belirtiyor. Bu yapı kalın gövdeli 43 sütunla desteklenen bir yeraltı mekânı olarak tanımlanıyor.

Dolayısıyla Fatih Camii’nin altında bir sarnıç bulunması, “inanılmaz bir sır ortaya çıktı” şeklinde değerlendirilmekten ziyade İstanbul’un tarihsel su altyapısının doğal bir parçası olarak görülmeli.

Asıl ilginç olan, bu altyapının daha sonra Osmanlı dönemindeki külliye düzeniyle aynı coğrafyada yaşamaya devam etmiş olmasıdır.

“Fatih Camii’nin Altında” İfadesi Ne Kadar Doğru?

Forumlarda bu konu tartışılırken en sık karşılaşılan sorunlardan biri konum tarifinin fazlasıyla basitleştirilmesi.

“Fatih Camii’nin altında 51 metrelik sarnıç var” cümlesi teknik açıdan okuyucuda yanlış bir görüntü oluşturabilir. Sanki caminin mihrabının altında büyük bir su deposu bulunuyormuş gibi anlaşılabilir. Oysa kaynaklarda sarnıcın özellikle caminin avlusu ve Karadeniz Medreseleri yönündeki alanla ilişkisi vurgulanıyor.

Bu nedenle daha doğru ifade şudur: Fatih Külliyesi ve cami avlusu ile ilişkili alanda, medreselerin altında ve avlu yönüne uzanan önemli bir Bizans dönemi sarnıcı bulunmaktadır.

Bu küçük gibi görünen terminoloji farkı aslında tarih yazımında çok önemli. Çünkü arkeolojik bir yapının gerçek konumunu abartılı biçimde anlatmak, zamanla şehir efsanesinin oluşmasına neden olabiliyor.

Bizans’tan Osmanlı’ya: Aynı Zeminde Farklı Medeniyetler

Fatih bölgesinin en etkileyici tarafı bence tam da burada ortaya çıkıyor. Bugünkü yapıların altında ve çevresinde tek bir döneme ait izler aramak yanlış olur.

Fatih Camii’nin bulunduğu bölgede İstanbul’un Bizans dönemindeki önemli dini yapılarından biri olan Havariyyun Kilisesi bulunuyordu. Kilisenin tarihinin Roma İmparatorluğu’nun Hristiyanlaşma dönemine kadar uzandığı ve zaman içinde çeşitli onarımlar geçirdiği biliniyor. Osmanlı döneminde ise bu tarihsel alanın üzerine Fatih Külliyesi kuruldu.

Burada “bir medeniyet diğerinin izlerini tamamen yok etti” şeklindeki basit anlatı da yeterli değil. Arkeolojik alanlarda yapı malzemelerinin yeniden kullanılması, eski altyapının yeni yapılarla aynı alanda bulunması ve kentin yüzyıllar boyunca aynı topografyayı kullanması son derece normal.

Nitekim Fatih Camii’nin kendisi de tarih boyunca ciddi değişimler geçirdi. 1766 depreminde büyük hasar gören ilk caminin büyük kubbesi çöktü ve yapı zemine kadar yıkılarak yeniden inşa edildi. Bugünkü yapının önemli bölümleri bu yeniden inşa sürecinin ürünüdür.

Bu gerçek bile bize şunu gösteriyor: “Fatih Camii” dediğimiz yapı aslında tek bir tarihsel anda donmuş bir yapı değildir. Altındaki zemin de aynı şekilde farklı dönemlerin izlerini taşıyan canlı bir arkeolojik bağlamdır.

“Gizli Hazine” Söylemine Neden Mesafeli Olmalıyız?

Benim açımdan konunun en problemli tarafı “hazine” kelimesinin kullanılması.

Evet, sarnıç kültürel açıdan son derece değerli. Fakat “hazine” kelimesi insanlarda altın, mücevher, imparator mezarı veya olağanüstü gizli eserler beklentisi yaratıyor. Oysa arkeolojide bir yapının değeri yalnızca içinde değerli eşya bulunmasına bağlı değildir.