Kaan
New member
[color=]Soğuk Savaş: Dünyanın İki Büyük “Arkadaş”ının Birbirine Sırtını Döndüğü Bir Dönem[/color]
Selam forumdaşlar,
Bugün tarihi bir konuya, ama biraz da mizahi bir açıdan bakacağız. II. Dünya Savaşı sonrası neden "Soğuk Savaş" dönemi başladı? Bunu hiç düşündünüz mü? "Savaş" ama niye "soğuk" denmiş? Hani sıcağında, kaynarında kısacık bir kavga vardı da sonra soğuk sulara düşüp kalındı mı? Ya da belki de her iki taraf birbirini izleyip "Bu sefer savaşmayalım, izleyip sonra soğuk soğuk yorum yapalım" mı dedi? Haydi, birlikte bu gizemi çözelim, hem de bolca gülerek!
[color=]Soğuk Savaş: Bir “Kucaklaşmaktan” Kaçınan İki Süper Güç[/color]
Soğuk Savaş, II. Dünya Savaşı'nın sonunda, yani 1945’ten sonra başladı ve iki büyük süper gücün, ABD ve Sovyetler Birliği'nin birbirlerine "yaklaşmamaya" kararıyla şekillendi. O dönemin iktidarları arasındaki bu tuhaf ilişkiyi, hani bazen aynı odada bulunmak zorunda kalan ama birbirinin gözlerine bile bakmayan iki eski sevgili gibi düşünebiliriz. Yani savaş yok ama gerginlik her an patlayacakmış gibi. Bir bakıma, iki taraf da kendi iç dünyasında bir "gönül savaşı" veriyordu ama dışarıya soğuk bir imaj vermek zorundaydılar. Soğuk Savaş dönemi, ne savaşın ortasında ne de barışın tam içinde olan, ne sıcak ne de soğuk bir durumdu. Adeta bir "dondurulmuş" savaş diyebiliriz.
Hadi gelin, bu garip dönemi erkeklerin çözüm odaklı ve stratejik, kadınların ise empatik ve ilişki odaklı bakış açılarıyla inceleyelim. Hem belki biraz da gülümseriz, kim bilir?
[color=]Erkekler İçin Soğuk Savaş: Strateji, Rakip Tanıma ve Bir Yudum “Nükleer” Kahve[/color]
Erkeklerin bakış açısıyla Soğuk Savaş’ı değerlendirecek olursak, olay aslında biraz strateji gibi. Klasik bir oyun tahtası. ABD ve Sovyetler, her biri "rakip" tanımında en güçlü hamlesini yapmaya çalışırken, asıl amaç kimseye “dokunmamak.” Çünkü her hamle, bir diğerinin karşısında eşit derecede tehlikeli olabilirdi. Kimse kırmızı düğmeye basmak istemedi, çünkü basarsan gerçekten, işin bitti. Yani, erkekler için bu dönemi biraz futbol maçı gibi düşünebiliriz: 90 dakika boyunca birbirine top atmaktan başka bir şey yapmıyorlar, ama her an “Penaltı” olma riski var.
Bu dönemde, nükleer silahlar, iki tarafın birbirini tehdit etmesinin aracı haline geldi. “Nükleer savaş başlatırım” tehditleri, aslında “Bir şey yapma, bak çok ciddiyim, 5 dakika sonra bir şey yaparım” demek gibi bir şeydi. Ve kimse bir nükleer savaş başlatmak istemedi, çünkü sonuçları oldukça "sıcak" olurdu. Bu da demektir ki, iki taraf, soğuk bir şekilde birbirlerine bakarak, oyunlarını stratejik bir şekilde oynadılar ama asla birbirlerine “yaklaşmadılar.”
Bir anlamda, Soğuk Savaş dönemi tam da erkeklerin çözüm odaklı bakış açısına uyuyordu: bir sorun var, ama ne yapmalı? Çözüm? Bunu çözmeme kararı almak. İşte bu kadar! "Birbirimize bakacağız, biraz tehdit edeceğiz ama fiziksel olarak asla temas etmeyeceğiz!"
[color=]Kadınlar İçin Soğuk Savaş: Duygusal Zeka ve Birlikte Yaşamayı Anlamak[/color]
Kadınların Soğuk Savaş’ı anlaması ise biraz daha empatik ve ilişki odaklı olabilir. Şöyle ki, her iki taraf da birbiriyle “görüşmek” ve “uzlaşmak” istemiyor ama aynı zamanda “düşman” olmak da istemiyor. Kadınlar, genellikle toplumsal ilişkilerde daha fazla empati kurarlar, bu da onlara bu dönemdeki gerginlikleri daha iyi kavrayabilme yeteneği kazandırır. Soğuk Savaş, aslında dışarıdan bakıldığında birer “görünmeyen” duvarın inşa edilmesiydi. Kimse kimseye yaklaşmadı, ama arka planda bir tür “hoşgörü” de vardı. Bir bakıma, dünyadaki iki büyük güç, birbirlerini rahatlatmaya çalıştılar ama temasa girmemek için her türlü yolu denediler.
Kadınlar bu dönemde de genellikle ilişkiler üzerine düşünürlerdi. “Soğuk Savaş” tam da bir ilişkiyi tanımlıyordu: duygusal mesafe vardı, birbirlerine laf atıyorlardı ama adım atma noktasına gelmiyorlardı. Zaten bu kadar uzun süre birbirine sırtını dönüp, düşman gibi görünseler de her an olabilecek bir sıcak çatışmayı engellemek için daha derin düşüncelere sahiptler. Bu dönemde de dünyadaki iki büyük güç, birbirini hırpalamaktanse bir şekilde birbirini denetleyip durdu. Arka planda aslında "tartışmaları" yönetiyorlardı, ama tartışma, her iki tarafın da yararına değildi. Gülümseyerek bakıldığı zaman, bir anlamda birbirlerini biraz “bırakıp” biraz “bırakmıyorlardı.”
[color=]Peki, Neden ‘Soğuk’? Çünkü Kimse Gerçekten “Yalnız” Değil![/color]
Sonuçta, “Soğuk” denmesinin sebebi, her şeyin dışarıdan bakıldığında “savaş” gibi gözükmesine rağmen, kimsenin aslında tam anlamıyla savaşmamasıydı. Savaşın içinde sürekli bir gerginlik vardı ama kimse fiziksel olarak büyük bir çatışma yaşamıyordu. Ve herkes bir şekilde kazanç sağlamaya çalışıyordu, her ne kadar bu kazançlar bazen “yakın” olabilse de! Şimdi sizce Soğuk Savaş dönemi, bir anlamda kimin en iyi stratejiyi kurduğunun ve kimlerin birbirine sıcak bakmadan soğuk bir şekilde ilerlediğinin örneği değildi?
[color=]Sizce Hangi Taraf Daha “Soğuk”tü? ABD mi Sovyetler mi?[/color]
Soğuk Savaş dönemi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce o dönemde kimin daha “soğuk” olduğunu söyleyebiliriz? ABD mi Sovyetler Birliği mi? Yoksa belki de her iki taraf da birbirine “buz gibi” bakıyordu, ama gizliden gizliye bir çözüm mü arıyordu? Bence çok ilginç bir tartışma olabilir, fikirlerinizi bekliyorum!
Selam forumdaşlar,
Bugün tarihi bir konuya, ama biraz da mizahi bir açıdan bakacağız. II. Dünya Savaşı sonrası neden "Soğuk Savaş" dönemi başladı? Bunu hiç düşündünüz mü? "Savaş" ama niye "soğuk" denmiş? Hani sıcağında, kaynarında kısacık bir kavga vardı da sonra soğuk sulara düşüp kalındı mı? Ya da belki de her iki taraf birbirini izleyip "Bu sefer savaşmayalım, izleyip sonra soğuk soğuk yorum yapalım" mı dedi? Haydi, birlikte bu gizemi çözelim, hem de bolca gülerek!
[color=]Soğuk Savaş: Bir “Kucaklaşmaktan” Kaçınan İki Süper Güç[/color]
Soğuk Savaş, II. Dünya Savaşı'nın sonunda, yani 1945’ten sonra başladı ve iki büyük süper gücün, ABD ve Sovyetler Birliği'nin birbirlerine "yaklaşmamaya" kararıyla şekillendi. O dönemin iktidarları arasındaki bu tuhaf ilişkiyi, hani bazen aynı odada bulunmak zorunda kalan ama birbirinin gözlerine bile bakmayan iki eski sevgili gibi düşünebiliriz. Yani savaş yok ama gerginlik her an patlayacakmış gibi. Bir bakıma, iki taraf da kendi iç dünyasında bir "gönül savaşı" veriyordu ama dışarıya soğuk bir imaj vermek zorundaydılar. Soğuk Savaş dönemi, ne savaşın ortasında ne de barışın tam içinde olan, ne sıcak ne de soğuk bir durumdu. Adeta bir "dondurulmuş" savaş diyebiliriz.
Hadi gelin, bu garip dönemi erkeklerin çözüm odaklı ve stratejik, kadınların ise empatik ve ilişki odaklı bakış açılarıyla inceleyelim. Hem belki biraz da gülümseriz, kim bilir?
[color=]Erkekler İçin Soğuk Savaş: Strateji, Rakip Tanıma ve Bir Yudum “Nükleer” Kahve[/color]
Erkeklerin bakış açısıyla Soğuk Savaş’ı değerlendirecek olursak, olay aslında biraz strateji gibi. Klasik bir oyun tahtası. ABD ve Sovyetler, her biri "rakip" tanımında en güçlü hamlesini yapmaya çalışırken, asıl amaç kimseye “dokunmamak.” Çünkü her hamle, bir diğerinin karşısında eşit derecede tehlikeli olabilirdi. Kimse kırmızı düğmeye basmak istemedi, çünkü basarsan gerçekten, işin bitti. Yani, erkekler için bu dönemi biraz futbol maçı gibi düşünebiliriz: 90 dakika boyunca birbirine top atmaktan başka bir şey yapmıyorlar, ama her an “Penaltı” olma riski var.
Bu dönemde, nükleer silahlar, iki tarafın birbirini tehdit etmesinin aracı haline geldi. “Nükleer savaş başlatırım” tehditleri, aslında “Bir şey yapma, bak çok ciddiyim, 5 dakika sonra bir şey yaparım” demek gibi bir şeydi. Ve kimse bir nükleer savaş başlatmak istemedi, çünkü sonuçları oldukça "sıcak" olurdu. Bu da demektir ki, iki taraf, soğuk bir şekilde birbirlerine bakarak, oyunlarını stratejik bir şekilde oynadılar ama asla birbirlerine “yaklaşmadılar.”
Bir anlamda, Soğuk Savaş dönemi tam da erkeklerin çözüm odaklı bakış açısına uyuyordu: bir sorun var, ama ne yapmalı? Çözüm? Bunu çözmeme kararı almak. İşte bu kadar! "Birbirimize bakacağız, biraz tehdit edeceğiz ama fiziksel olarak asla temas etmeyeceğiz!"
[color=]Kadınlar İçin Soğuk Savaş: Duygusal Zeka ve Birlikte Yaşamayı Anlamak[/color]
Kadınların Soğuk Savaş’ı anlaması ise biraz daha empatik ve ilişki odaklı olabilir. Şöyle ki, her iki taraf da birbiriyle “görüşmek” ve “uzlaşmak” istemiyor ama aynı zamanda “düşman” olmak da istemiyor. Kadınlar, genellikle toplumsal ilişkilerde daha fazla empati kurarlar, bu da onlara bu dönemdeki gerginlikleri daha iyi kavrayabilme yeteneği kazandırır. Soğuk Savaş, aslında dışarıdan bakıldığında birer “görünmeyen” duvarın inşa edilmesiydi. Kimse kimseye yaklaşmadı, ama arka planda bir tür “hoşgörü” de vardı. Bir bakıma, dünyadaki iki büyük güç, birbirlerini rahatlatmaya çalıştılar ama temasa girmemek için her türlü yolu denediler.
Kadınlar bu dönemde de genellikle ilişkiler üzerine düşünürlerdi. “Soğuk Savaş” tam da bir ilişkiyi tanımlıyordu: duygusal mesafe vardı, birbirlerine laf atıyorlardı ama adım atma noktasına gelmiyorlardı. Zaten bu kadar uzun süre birbirine sırtını dönüp, düşman gibi görünseler de her an olabilecek bir sıcak çatışmayı engellemek için daha derin düşüncelere sahiptler. Bu dönemde de dünyadaki iki büyük güç, birbirini hırpalamaktanse bir şekilde birbirini denetleyip durdu. Arka planda aslında "tartışmaları" yönetiyorlardı, ama tartışma, her iki tarafın da yararına değildi. Gülümseyerek bakıldığı zaman, bir anlamda birbirlerini biraz “bırakıp” biraz “bırakmıyorlardı.”
[color=]Peki, Neden ‘Soğuk’? Çünkü Kimse Gerçekten “Yalnız” Değil![/color]
Sonuçta, “Soğuk” denmesinin sebebi, her şeyin dışarıdan bakıldığında “savaş” gibi gözükmesine rağmen, kimsenin aslında tam anlamıyla savaşmamasıydı. Savaşın içinde sürekli bir gerginlik vardı ama kimse fiziksel olarak büyük bir çatışma yaşamıyordu. Ve herkes bir şekilde kazanç sağlamaya çalışıyordu, her ne kadar bu kazançlar bazen “yakın” olabilse de! Şimdi sizce Soğuk Savaş dönemi, bir anlamda kimin en iyi stratejiyi kurduğunun ve kimlerin birbirine sıcak bakmadan soğuk bir şekilde ilerlediğinin örneği değildi?
[color=]Sizce Hangi Taraf Daha “Soğuk”tü? ABD mi Sovyetler mi?[/color]
Soğuk Savaş dönemi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce o dönemde kimin daha “soğuk” olduğunu söyleyebiliriz? ABD mi Sovyetler Birliği mi? Yoksa belki de her iki taraf da birbirine “buz gibi” bakıyordu, ama gizliden gizliye bir çözüm mü arıyordu? Bence çok ilginç bir tartışma olabilir, fikirlerinizi bekliyorum!